Halkla ilişkilerin tanım, tarih ve gelişmesinin
eleştirel açıklamaları

irfan erdogan

NOT: İletişimi Anlamak kitabımda çok daha ayrıntılı bir bölüm var

Halkla ilişkilerin yükselmesi vested güç kurumlarının, yirminci yuzyıl boyunca, kendi çıkarlarını ortak çıkarlar açısından paketleme ve meşrulaştırma zorunda kaldığının bir delili, bir ifadesidir. Artık siyasal iktidardan ve ekonomik güç pozisyonundan atılan kilise ve teolojinin bu işi kapitalistler içın aktif bir şekilde yükleneceği beklenemez. Ayrıca kilisenin klasik beyin yönetimi faaliyetleri kapitalist endustriyel yapı ve pazar mekanizması için fonksiyonelliğini yitirmiştir. Kapitalist, kilise veya Mısır pramitlerini yapmaya kalksa, kilisenin ideolojik propagandası total destek bulmaya yetersizdir. Kapitalist pazar kendini meşrulaştırma ve satma işini çeşitli mekanizmalardan geçerek kendisi yapar ve yaptırır; bu mekanizmalardan biri de elbette halkla ilişkilerdir.

Eski Sovyetler Birliği ülkelerinde “Halkla ilişkiler” kavramı bilinmeyen ve oldukça yadırganan bir kavramdır. Sadece mülk sahiplerinin oy vermeye hakkı olduğu bir sistemde de bugünku anlamda halkla ilişkiler olamaz. Öte yandan, halkın hem siyasal pazarda hem de ekonomik pazarda başının ezildiği, söz söylemek için bile ağzını acamadigi bir toplumda da, halkla ilişkilere gereksinim yoktur. Semt pazarlarında malın iyisini öne düzüp gösteren ve sana kötüsünü dolduran pazar kültüründe, bu pazarcının “öne dizdiği iyi mallarla” yaptığı rekabet ve “malının iyi olduğunu öne dizdikleriyle gösteren” apaçık sahtekar ve saldırgan halkla ilişkiler ötesinde, bir halkla ilişkilere veya uzman halkla ilişkilere ihtiyacı yoktur. Senden araba parasını altı ay veya bir yıl önce alan ve arabayı sana altı ay veya bir yıl sonra veren endüstriyel yapının halkla ilişkileri olursa ancak bu yapının meşrulaştırılmasını yapar. Piramitleri yaptıran gücün profesyonel halkla ilişkiler uzmanlarına gereksinimi yoktu, çünkü yönetimde halkın rızası kölelikten, siyasal güçten ve teolojik mitlerden geçerek sağlanıyordu. Günümüzdeki şekliyle halkla ilişkilerin meslek olarak çıkıp gelişebilmesi için Amerikan tarzı bir siyasal ve ekonomik yapının olması gerekir. Diğer bir deyimle, profesyonel meslek olarak halkla ilişkilerin çıkıp hızla gelişmesi burjuva demokrasisinin yükselmesinden ayrı olarak düşünülemez. Nasil ki nazizm burjuva demokrasisinin özel bir uzantısıysa, ondan çok daha görevsel ve burjuva siyasal, kültürel ve ekonomi pazarının ve pazarlamanın (bilinç yönetiminin) bütünleşik bir parçası olarak halkla ilişkiler de burjuva pazarının bir sonucudur. Bu pazarın egemen olduğu ve diktatörlerle, ordularla ve işbirliğindeki elitlerle ortaklaşa yönettiği ülkelerde, halkla ilişkiler bu gücü elinde tutanların pozisyonlarını muhafaza etme arayışında önde gelen mekanizmalardan biri olmuştur.

Halkla ilişkilerde pazarlama guruları denen kişilerin göğe çıkarıldığı Türkiye’de bilinmeyen1 Stuart Ewen’e göre (1997), halkla ilişkilerin iki genel tanımı vardir: Günluk hayatta “PR” (Halkla ilişkiler) kavramını “imal edilmiş gerçeği” tanımlamak için kullanırız. Halkla ilişkiler mesleği açısından, PR, halkı gerçek olarak görmeye teşvik eden mental çevreler inşa etmeye çalışan pratiktir. Amaç insanların dunyayı algılama yollarını ve dünyada insanların nasıl davranacaklarını etkilemektir. Halkla ilişkilerde gerçek (truth) büyuk ölçüde “izleyiciye satılacak” olarak tanımlanır. Bu satmada halkla ilişkilerle sunulan gerçekler (facts) gerçek olarak kabul edilen, fakat gerçek olmayan enformasyonlara (factoids) dönüştürülür.

-----------------

1 Hakla Ilişkiler bölümünde okumuş bir öğrencinin Stuart Ewen adını duymaması, onun yerine Kotler adıni peygamber gibi duymasınin nedeni nedir dersiniz?

-----------------

Bir Amerikan fenomeni olan halkla ilişkiler 20. Yüzyılda hem gelişmeci hem de gerici fikirleri saygıdeger yapmak içın kullanıldı. Halkla ilişkilerin modern uzantısı SPIN liderleri, kurumları, politikaları ve imajları halkın olumlu olarak göreceği imajlara dönüştürme sürecidir. Bunun çalışması için olayları yayacak gazetecilerden, imaj maniplasyonu yapan grafik tasarımcılarına kadar birçok kişinin ortak çalışması gerekmektedir. Spin, kamu ilişkisinin (public discourse) kamu maniplasyonuna dönüştürülmesidir. Bu dönüştürme noktasında, spin ve kitle iletişım araçları güç ve gerçeğin öne sürüldüğü (assert) araçlar oldu. Dolayısıyla, halkla ilişkiler özlüce, günümüzde imaj paketleme ve dağıtma yoluyla kamunun davranışını etkilemeye yönelik örgütlü girişimdir. Halkla ilişkiler organizasyon içi ve dışındaki insanların bilinçlerini ve davranışlarını mental çevreler inşa ederek yönetmeye çalışan bir kitle manipulasyon biçimidir.2 Halkla ilişkiler, dolayısıyla, kamu oyunu etkileme ve yönlendirme aracı, yolu ve yöntemidir. 3

Halkla ilişkiler kendisi için bir iletişim aracı, algıları değiştirmek için tasarlanmış bir endüstri, gerçeği yeniden şekillendirme, consent rıza imal eden bir endüstri olmuştur. Dikkatlice örgutlenmiş bir arkadaşlik gurubu tarafından yönetilir. Öyle ki sadece kendi arkadaşları onu çalışırken gözlemleyebilir (Dowie, 1995:2-4).

Sturart Ewen’ in belirttigi gibi, farkli tarihsel dönemlerde halkla ilişkiler farklı şeyler anlamına gelmiştir. Ondokuzuncu yüyilın sonları ve yirminci yuzyılın ilk başlarında, gerçeğin önde gelen arenası basılı kelimeyken, muckraking gazetecilikle, bir şeyi kamuda açığa vurma anlamına gelen “publicity” bilinçli olarak özel teşebbüş ve devletteki yolsuzluklar\çürüme gibi sosyal hastalıkları aydınlığa çıkartmak için kullanıldı. O yıllarda “ilerici’ olarak nitelenen bazi gazeteciler sosyal ve siyasal reformcu rolünü üslendiler. Edward Bellamy “Looking Backward” (1888) yapitında endustrialistlerin yozluklarını ve halkın iyi karakterini göstererek kapitalizme hücum etti. Kurduğu utopyan gelecekte toplum sosyal evrim surecinin rasyonel bir sonucu, “kamu oyu” diye çağrılan bir şeyin kolektif el dokuması olacaktı. San Francisco Evening Post gazetesinden Henry George 1879’da “ilerleme ve yoksulluk” adlı yapıtında zenginliğin ve imtiyazın dengesiz dagılımından kaynaklanan kötüluk ve yozlaşmayı gosterdi. Orta sinıf komu oyunun degişim kaynagi olarak sundu. Chicago Tribune gazetesinin editörü Henry Demarest Lloyd, Atlantic Monthly dergisinde basılan “Muhteşem Tekel hikayesi” yazisında Standard Oil firmasının ortaya çıkardigi insan yıkıntısının ayrıntısını verdi. Kamuya açıklamanın (açiga vurmanın, publicity) büyük bir moral dezenfekte edici olduğunu ilan etti. 4 Ida Tarbell petrol tekeline karşı çıktı.

-------------------------

3 Maniplasyon yönlendirmedir. Mental çevre tutumlardan, inanaçlardan, bilgi sanılan bilgilerden, gerçek sanılan gerçekten farkli olan gerçeklerden, yönlendirilmiş seçimsel algılamalardan, seçimsel kaçınma ve yorumlamalardan, zevk sanılanlardan, kısaca bir insanın BEN, BENİM, BANA diye nitelediği psikolojik bütünden oluşan durumu, bireysel kuşülu anlatmak için kullanıldı.

4 Araç, yol ve yöntem kavrami, benim anlatmak istediğim “means” kavramı içın kullanıldı.

5 Uğur Mumcu’nun yaptigini düşünün. Kişilerin ardından degil de sermayenin ve ortaklarınin ardından giden “araştirmaci gazetecileri” düşünün.

-------------------------

Teddy Roosevelt’in 1906’da “Muckraking" olarak adlandırdigi ilk “araştırmacı gazetecilik yapan Lincoln Steffens and Upton Sinclair gibiler egemen düzeni eleştiriyorlar ve ilerici sosyal reformlar gerekliliğine inanıyorlardı. Steffens 1904’de politikanın, sanatin, edebiyatın, dinin, gazeteciliğin, hukukun, tıbbın, hepsinin “business” olduğunu belirtiyordu. Ticari ruhun vatanperverlik değil, çıkar ruhu, alışveriş ruhu olduğunu yazıyordu. (Ewen, 1996)

Upton Sinclair “The Jungle” kitabında et paketleme endüstrisindeki yolsuzlukları açıkladı. Gazetecilik bağlamında uygulanan halkla ilişkiler, gerçeklerin ne olduğu üzerinde gerçek savaşin verildiği bir toplumda, sosyal gerçeklerin kamusal şekillenmesine yardım etti. Bütün bu kişiler ve benzerleri için “publicity” kavramı toplumu ve zehirli çelişkilerini gösteren kristal ışıktı. O zaman ‘publicity” henüz negatif yükle yüklü değildi.

Belli ölçude, onsekizinci yüzyılda batıl inança karşı Aydınlanma gerçeğin kanıtlama sürecinden geçerek kurulması fikri öne sürüldü. Gerçek halka gösterilmeliydi. Yirminci yuzyıla gelindiğinde, gerçek büyük ölçude laik/secular bir kavram oldu. Sosyal reform hareketi kurmaya çalışan İlerici dönemin “publicist” denen gazetecileri (1900-1915) gerçeği kurmanın önde gelen yolunun firma aşırılıklarını, yozlaşmış/bozuk ticari pratikleri ve siyasal ihlaller hakkındaki gerçekleri yazma olduğuna inandılar. Gazetecilik bunun için iyi bir araçtı. Aynı dönemde, büyük şirketlerin çıkarlarına sempati duyan kişiler vardı ve bunların bir çoğu deneyimli gazetecilerdi. Bu kişiler, gazeteciliğin ilerici amaçli kullanımına karşı cevap olarak, müşteri firmalara hizmet doğrultusunda “alternatif” gazetecilik gerçeklerini yaratabileceklerini keşfettiler.6 Firma görüşünü iletmede kullanılan ilk paradigma basın gazeteciliğiydi. Bu paradigmanın altında yatan varsa iletmede kullanılan ilk paradigma basın gazeteciliğiydi. Bu paradigmanın altında yatan varsama göre insanlar dünyayı anlamada verileri\facts degerlendirme kabiliyetine sahiptir ve rasyonel bir şekilde sonuca varabilirler. Bu nedenle ilk halkal ilişkilerciler veri temelli tartışmalar açmak içın kelimeleri araç olarak kullandılar.

Açığa vurma, tanıtma (publicity) ve halkla ilişkiler eski kavramlardır. Ondokuzuncu yüzyılda aktif kamu alanındaki ilişkiler (discourse) için kullanılıyordu. Yirminci yüzyılın başlarında, bazıları medyanın daha az aktif insanlara (gazete okuyanlara) enformasyon iletme aracı olduğunu anladı. Halkla ilişkilerin “dışarı gönderilen birşey” olduğu duygusu vardı. Bu nedenle Theodore Vail AT&T’ ye getirildi.7 Amaç telli iletişimde özel şirket tekelinin Amerikanın çıkarına olduğuna halkı ikna etmekti. Bu amacı gerçekleştirmek için T. Vail Halkla ilişkiler bölümünü kurdu.

--------------------

6 Günluk dille, kendilerini kiralayan şirketler için “doğrular” yaratmayı, yani sahteyi gerçek olarak sunmayı keşfettiler: Gerçeği üretmeye başladılar.

7 AT&T Amerikanın en büyük telekomunikasyon firmalarından biridir. Aslinda, uzun zaman hem Amerika hem de dünyada en büyük tekeldi.

--------------------

Halkla ilişkilerin gerçeğı sunma ile ilgili pratikleri sonucu gerçegin ne olduğunu tesbit etme kısa dönemde ve sunumun yapıldığı koşullarda ve zaman kesiminde olanaksızdır. Dolayısıyla, neyi nasıl söyleyeceği ögretilmış, su arıtma aracı satan bir gencin, kapımızı çalıp “araştirma yaptiğını” soyleyerek başlayan satış oyununda içtigimiz suyla ve sattıgi aygıtla ilgili sunduğu “gerçekleri” yadsımak olanaği çogümüz içın yoktur. Sunulan gerçeğin ne kadar gerçek olduğu bellli değildir. Fakat sunanin kimliği, görünümü ve sunum biçimiyle çoğumuz gene gerçeğin ifade edildiğinden şupheye düşmeyiz. Stuart Ewen’ in belirttiği gibi (199888) günümüzde insanlar içlerinde clandestine amaçlar olan “Truvanın atı mesajlarla” çevrelenmişlerdir. Dolayısıyla, halkla ilişkiler gerçek temeline dayanıp dayanmadıgıni bilmedigimiz enformasyonla ve imaj yaratmayla veya imajları desteklemeyle “yaratılmış, inşa edilmiş, kurgulanmış” gerçekler sunmaktadır. Medyada nasıl gorünüleceği, etkili konuşmanın nasıl yapılacağı, iletişimde etkinlik ve medyayı kullanma eğitimleri dünyayı anlama hakkında değil, imajlarla amaçlar gerçekleştirme ve dünyayı döndürme hakkındadır. Ürünlerin tasarlanma biçımleri, paketlerin ve renklerin belirlenme biçimleri, firma binalarının ve yönetici odalarınin tasarım biçimleri hep imajlar ve imajlarla yönetim hakkındadır. Imaj firma maskotu pozisyonundayken, firma sunumu veya siyasal sunum durumuna yükseldi.

Gerçeği üretme ve gerçegi iletişme fikri yüzyilımızda önemli bir problem olmuştur, çünkü halkın nasıl anladigi ve halka nasıl konuşulduğu\hitap edildiğinde dramatik shift ortaya çıkmıştır. Yirminci yüzyılın başlarında, açığa vurma (publicity) işi yapanlar aydınlanmanın rasyonel kamu nosyonuna sahiptiler. Gerçi insanların aldigi gerçeği anlamalarını şekillendirmek için sürekli olarak enformasyon verilmekteydi, fakat kamunun okuduklarını ve işittikleri üzerinde degerlendirme yapacak eleştirel yeteneğe sahip olduğu varsayılıyordu.

Kamunun rasyonelliği gorüşünün aksine irrasyonel yönelimi temel olarak alan entellektüel gelenek 19. Yüzyilın sonunda önem kazanmaya başladı. Bu geleneği öne çıkaranlar beynin psikolojik yapısını inceleyen psiko-analist Freud ve popüler beyni inceleyen sosyal-psikolog Gustav Le Bondur. Freud bastırılmışın atıldığı “bilinç altının” kişilik ve davranıştaki önemi uzerinde dururken, Gustav Le Bon kentteki kalabalığı süren mekanizmaları araştırdı.

Freud “bilinçaltının” birey üzerindeki egemen etkisini vurgularken, Gustav Le bon “kitlenin düşüncesinin merkezinde” irrasyonelin durduğunu, kitlelerin sadece mantık kullanmaksizın reaksiyon gösterebileceğini ve “kitlelerin fikirlerinin sosyal duzeni her seviyede tehdit ettiğini öne sürdü. Gustav Le bon önemli siyasetciler, siyasal ve sosyal bilimciler tarafından en çök okunan kişilerden biri oldu. Le Bon sosyal psikolojiye etkiledi; sosyal psikolojiden kamu oyu araşırmaları (public opinion polling) ve alan araştırması (survey research) gelişti.

Ondokuzuncu yüzyilin sonlarında yaygınlaşan bir diğer olgu da kitlelerden korkunun artmasıydı. İşçi hareketlerinin artan yogunluğunun katkısıyla Le bon bu korkuyu daha da şidetlendirdi. Akil ile değil de hayvanca şehvetlerle passion hareket ettigi düsünülen kitleler ciddi bir tehlike olarak görülmeye başlandı. Orta sınıf ve üstü akıl ile davranmaya sahip olduğu varsayılirken, Le Bon’ un “kitlelerin şuursuz hayatı” ayırımı ortaya çıktı. Ardından bunun sadece işçi sınıfına ait bir karakter olmadığı, fakat genel insan davranışının bir yani olduğu varsayılmaya başlandı.

Le bon’ a göre hiyerarşinin sonunun gelmesiyle (yani aristokrasinin ve feodal sistemin yıkılması ve burjuva demokrasisinin gelmesiyle) ve demokratik ideallerin yükselmesiyle, toplumun en aşağı elemanları kendilerini haklara sahip yurttaş olarak görmeye başladı. Le bon (ve kitlelerden korkanlar) için bu, standartların düşmesinden çok, standartların parçalanması ve beyinsiz hayvanca arzularla hareket eden bir toplumun yaratılmasıydı.8 Elbette bu korkudan, bu irrasyonel beynin çalışma mekanizmalarını daha iyi anlamak ve böylece arzu edilen şekilde biçimlendirmek gerekliliği ortaya çıktı.9

--------------------

8 Global ve post modern düşünce ve davranış ve bu davranışın en yaygın ifadesi olan kitle üretim teknolojilerinin yarattıgi kitle tüketim bilincine bakıldigında, Le Bon’ un korkusu nasıl anlamlandırılır?

9 Kitlelerin kontrolu eski imparatorluklarda, Romada, Feodalizmde ve kilise tarafından daima çeşitli mekanizmalarla yapılmıştır. Kapitalismin sorunu kendisi için kitleleri kontrol mekanizmaları geliştirmekti.

--------------------

Le Bon bu irrasyonel beyni tatmin içın hizmet ederek kültürel standartlari düşürmeyi değil, siyasal yapı constituency için biçımlendirilmesini vurguluyordu. Le Bon sosyal bilimcilerin kitlelerin nasıl düzene koyulacağını bilmesini mümkün kılan teknikler ve anlayısın geliştirilmesiyle ilgileniyordu. Elbette, bu ilgi insanların tutumları ve degerlerini inceleyen ve biçimlendirmeyi amaçlayan veya biçımlendirilmesine yardim etmek isteyen sosyal bilimler yanında, halkla ilişkilerle yapilan bilinç yönetimini de akla getirmektedir.

Amerika’ da Birinci Dünya savaşıyla birlikte ilericilik (progressivism) üst sınifların yaptığı katıksız ihlallerin alt sınifları huzursuzluğa götürdüğü için sosyal reform isteyen orta sınıf entellektuellerin bu huzursuzluğa son vermek içın üşt sınifla barış yapmasıyla birlikte sona erdi. Bu değişime katılanlar arasında, Türkiye’de sosyal bilimlerde oldukça yaygın tanınan Walter Lippman da vardı. Lippman’ ın 1910’ da yazdıklarına bakılınca katılımcı demokrat olduğu (ilerici anlamına) görülür. Savaş başladigında, Lipmann The New Republic dergisinin hala editorü iken 1914’de “Drift and Mastery” başlıklı bir kitap yazdı. Bu kitapta, Italyan faşist enteletüeli Pareto ve benzerlerinden farklı omayan bir görüş ortaya sürdü: Açığa vurma atmosferi 10 ve reform atmosferi farkında olmadan kimsenin otoriteye saygı göstermediği bir toplum yükselmesine neden oldu. Lippman bu duruma çözum olarak ilericilerin bundan sonraki işinin bu kaostaki dünya üzerinde assert mastery kontrol kurmak olduğunu belirtti. “Publicity” daha az bilgilendirilmiş halka ve daha çok sosyal kontrolu kurmaya odaklanmalıydı. Bu noktada Walter Lippman’ ın agendasıyla (yapmak istediğiyle) Amerikanın business liderliğinin kaotik ve potansiyel tehlikesi olan toplumu nasıl kontrol etmek gerektiğini düşünen agendası örtüşmeye başladı. Lippman savaşın Amerikan halkına promosyonu için Kamu Enformasyonu Komitesinin (The Committee of Public Information) kurulmasına yardım etti. Lippman 1922’de meşhur Kamu oyu (Public Opinion) kitabını yazdı. Bu kitap bugün bile güç stratejilerini anlamada bir ders kitabıdır. Kitapta muhteşem toplumdaki modern siyasal ve firma yöneticisini uğraştıran sorunu sergiledi: Çoğu kişi toplumun kolektif arzunun gücüyle belirlenmesi gorüşüne inanmaktadır. Fakat bu alelade halk yaşadıkları toplumu ve toplumun nereye gittiğini kavrayacak mental kapasiteye sahip değildir. Halkın dünya kavramı gerçekler temeline dayanmaz, onun yerine “kafalarındaki resimler” tarafından yönlendirilerek oluşmuştur.11 Dolayısıyla, Lippmann’a göre eger halka gerçek olan gerçeği (factual truth) sunarsan, işleri karıştırırsın. Çünkü onu tartışmak isteyeceklerdir. Halk tartışmaya başladığında, problemle karşılaşırsın. Lippman halkın mantiktan tamamiyle yoksunluğunu belirtmedi fakat mantiğin (reason) liderliğin yolunun önüne köstek olarak çıkacağını bellirtti. Lippman demokrasiyi uygulamak arzusunda değildi; demokrasi hayalini yaratmak istiyordu. İşte bu, gerçegi değiştirme veya gerçeği uygulama yerine hayal (imaj, iluzyon) yaratma halkla ilişkiler pratiğinin baskın temelini oluşturur.

----------------------

10 Örneğin Uğur Mumcu gibilerin gazetecilikte yaptıgı aığa vurmalar.

11 Lippman halkla ilişkilerin amacının bu resimleri maniple etmek gerektiğini söylemektedir. (Hellner’in S. Ewen’a sorusu): Was Lippmann saying that the purpose of public relations was to manipulate those pictures?

-----------------------

Amerikan halkla ilişkiler devi Edward Bernays hem anne hem de baba tarafından Freud’un yeğeniydi. Le Bon yönelimli kitle psiokojisini ve Freud kaynaklı veya etkili bireysel psikolojiyi halkla ilişkilere uyguladı. Sosyal psikoloji fikirlerini alıp onları firma pratigi olarak normalleştirdi. Bu pratikler yoluyla “telkinin\çağrışımın\önerinin gücü” (power of suggestion) yaklaşımını baskın yaptı. Bernays’ ın halkla ilişkilerde gerçek buluşu basın bültenleri göndermek değildi. Onun yerine, basının neye ilgi duyacağının incelenmesi ve habercileri çekecek koşulların yaratılmasını savundu. Buna en klasik ornek Bernays’ın Amerika Tobacco firmasi için yaptigi kampanyadır. “Sigara içen birçok kişi var, fakat belli sosyal tutumlar nedeniyle dışarıda (sokakta, kamusal alanlarda) sigara içmemekteler” diyen Firmanın başkani 1920’lerde kadınların açıkta sigara (Lucy Strike sigarasını) içmelerini teşvik etme amacıyla Bernay’ı kiraladı. Bernay New York’ta gösteri yapacak olan femisnistlerin başıyla bağ kurdu ve ona “özgurluk meşalesi olarak yürüyüşte kadınların hepsinin sigara taşımasının iyi bir fikir olacağını” söyledi. Ewen’in dedigi gibi “hey, biz kanser istemiyoruz” diye kadının Bernay’i tokatlaması gerektigini soyleyebiliriz. Boyle olmadı, çunku o zamanlar sigara erkek imtiyazının sembolüydü. Dolayışıyla erkeklerin ayrıcaklıkli imtiyazlarına sahip olmak isteyen kadın içın, sigara önemli bir semboldü. Kadınlar ellerinde sigaralarla yürüyüş yaptılar. Medya yürüyüşü verdi. Böylece kadınların dışarıda sigara içişinin görüntülü imajı yaratıldı. Ayrıca sigara içme ile kadın bağımsızlığı\özgürlüğü arasında içsel bir ilişki kurmayı getirdi. Bernays’ ın bu halkla ilişkiler stratejisi oldukça sinsi bir karaktere sahip. Bu sinsilikte, gerçek, bir tiyatroda kurulan bir sahne olarak görülür. Bu kurguyla, insanlarda dünyayı belli biçimde görmeyi ve belli davranış şekillerini kabulü teşvik eden mental sahne yaratılır.

Halkla ilişkilerin gelişmesine sonradan etki eden bir diger Alman Jurgen Habermas olmuştur. Hebermas’ın Legitimation Crisis (1975) ve Theory of Communicative Competence (1970) yapıtları Amerika’da iletişimde ve halkla ilişkilerde yaygın bir şekilde adapte edildi. Habermas’ın simetrik iletişim, “discourse”, ortak anlayış, diyalog ve fikir birliği (consensus) kavramları halkla ilişkilerin tanımlanmasında anahtar terimlerdir ve halkla ilişkilerin gelişmesine etkili olmuştur (Nessmann, 1995).

 

Hakla ilişkiler ve kitle iletişim medyası bağı:

Halkla ilişkilerin medyanın bir infiltrasyonu mu yoksa medyanın halkla ilişkiler içın bir araç olduğu, ikisi arasındaki bağı anlamada oldukça önemlidir. Stuart Ewen’ ın belirttiği gibi halkla ilişkiler uzmanları kendilerini medya ile bağdaştırırlar. Ilk halkla ilişkiler uzmanlarının çoğu gazetecilik temelinden gelirler. Dolayısıyla, haber aparatusu ile acığa vurma/halkla ilişkiler aparatusu arasında sosyal bağlar vardır.12 Aynı zamanda, günluk gazeteler sürekli olarak yeni birşey üretmek için iterler. Gazetecilik gibi görünen ve zaten hazmedilmiş bir materyali verdiğinde, bu materyali gazetede basmak çok kolaydır.13 Ayrıca, halkla ilişkileri kullanan ve haber bülteninin etkilemeye çalışan kişiler veya organizasyonlar bu gazelerde zaten reklam vermektedirler ve bu ekonomik bağın ima ettiği sonuç ortadadır.

 

Reklamcılık ve halkla ilişkiler bağı (Ortak göbek):

Medya, reklamcılık ve halkla ilişkiler dünyası ekonomik amaçların ve bu amaçlardan geçerek pazar kontrolunun gerçekleştirilmesi, tutulması ve genişletilmesini sağlanmaya çalışırken, hayati çıkar ilişkileri kaçınılmaz olarak karşılıkli dayanışmayı ve bu dayanışma içın gerekli destek mekanzimalarının yaratılması ve kullanılmasını gerektirir. Bu nedenle, örneğin reklamı alan gazete dogal olarak reklam verenle ilişkisini bozacak bir yayından veya haberden kaçınacaktır. Medya, reklamcılık ve halkla ilişkiler tarihinde bu tür ilişkiler olmuştur. 14

---------------

12 Aparatus bir fonksiyonel bütünlugü, sistemi anlatan aygıt demektir.

13 Gazeteye verilen bir halkla ilişkileri bültenini veya haber gibi hazırlanmış bir halkla ilişkiler tanıtımını düsünün.

14 Halkla ilişkilerle reklamcıligın kanal, izleyici\müsleri\halk, alan ve fonksiyon bakımlarından farklarını düşünün.

-------------------

Halkla ilişkiler ve propaganda bağı:

Propaganda ve halkla ilişkiler arasında örgütlenme biçimi, iş görme şekli, iş gördugü alanlar ve kurduğu ilişkiler bakımlardan önemli farklılıklar olabilir. Fakat yaptıkları işin dogası bakımından ikisinin arasında ciddi bir fark olduğunun açıkca araştırmalarla gösterilmesi gerekir. Stuart Ewen’ in belirttiği gibi propaganda ve halkla ilişkiler aynı aileden gelen ikizlerdir. Meşhur halkla ilişkiler uzmanı Edward Bernays 1928’ de halkla ilişkiler paratiğini anlatan Propaganda adlı bir kitap yazmıştır. Kitap Nazi Enformasyon Bakanı Goebbels tarafından da okunmuştur.

Egemen sunumlara gore propaganda otoriteryan toplumlarda ve halkla ilişkiler ise demokratik toplumlarda vardır.

Halkla ilişkiler devlet egemenliğinin afaroz edildiği (anathema) bir toplumda varolur. Bu nedenle en temel içsel inançlardan biri halkla ilişkiler uzmanlarınin “görünmez” olması gereğidir.

Özlüce aralarında fonksiyonellik bakımından anlamli bir fark yoktur.

 

Halkla ilişkiler ve iletişim bağı:

Halkla ilişkiler bir yönetim faaliyetidir ve her insan ilişkisinin zorunlu koşulu olarak ancak iletişimle mümkündür. Gönderici-Mesaj-Alıcı-geri-besleme modeline dayanan egemen iletişim görüşüyle halkla ilişkiler tanımlandigında, konu, bilinçli veya farkında olmadan, sadece iletişim ilişkilerine indirgenir. iletişim bu egemen anlamıyla halkla ilişkilerin temel taşı değildir, temelini oluşturmaz. Ne iletişim ne de Halkla ilişkiler söz söyleme, vücut dili, konuşma ve yazma veya bu yollarla mesaj veya imaj iletimidir.

 


Bir
geriye

Ana
sayfaya