İletişim kuramları Communication Theories
Theories
are nets cast to catch what we call "the world": to rationalize, to
explain and to master it. We endeavour to make the mesh ever
finer and
finer. Karl Popper
The question is whose net it is? who casts the net? what and for
whom to catch? Who are "we" and for whom? Who rationalizes, explains and
masters to what end? İrfan Erdoğan
|
siyaset bilimi, ekonomi ve diğerleri Columbia Okulu ve sürdürülebilirlik Gözde sözde karşıt/alternatif ve Baudrillard'ın düşleri Düzenin yeni savunucuları Bilgiçlik taslayan cehaletin üretimi kuram ve araştırmalar Doktora jürileri örneği Lukacs, Gramsci, Frankfurt Okulu, Habermas, Chomsky Foucault, Baudrillard Kitle iletişimi ve kültürün üretimi Modernleşme ve medya Medya emperyalizmi Küreselleşme ve iletişim Postendüstrializm ve enformasyon toplumu Post-sömürgecilik, Post-marksizm, Post-yapısalcılık, Post-modernizm Post-emperyalizm karanlıkları ve aydınlattıkları |
Batılılar ünlü filozoftur ve bu filozoflardan" alıntılar yaparak dedikodu yaparlar ve bunu da sosyal bilim sanırlar. Karl Popper denen ünlü filozof doğru söylüyor: Kuramlar dünya dediğimiz şeyi yakalamak, rasyonelleştirmek, açıklamak ve kontrol etmek için serilmiş ağlardır. Biz ağın örgüsünü daha ince yapmaya çalışırız. Ben de diyorum ki filozof kurnazca gerçeği çarpıtıyor ve asıl sorulması gereken soruları hasır altı ediyor: Ağ kimin? Kim örüyor? Ağı kim serdiriyor ve kim seriyor? Ne yakalanıyor ve kimin için yakalanıyor? Bunlar kime ne sonuçlar getiriyor? Biz denen kim ve kimin için? Kim hangi sonuçlarla rasyonelleştiriyor, açıklıyor ve kontrol ediyor? Neden ağ gittikçe daha ince örülüyor: Ne tür belirsizlikler ortadan kaldırılmaya ve neler neden yakalanmaya çalışılıyor? Elbette, Türkiye üniversitelerinde bu seviyede tartışmaları ancak küçük bir azınlık yapar. büyük çoğunluk da, örneğin, "iletişim fakültelerinde çok kuram öğretiliyor, pratik öğretilmiyor. Gençler pratikle ilgili birşey bilmiyor. Kuram pratikten ve gerçekten kopuk. Kuram ile bulutlar arasında dolaşmayı bırakın, pratikle ayağınızı yere basın. Kuram karın doyurmaz. Kuramı bırakın, pratiğe bakın" gibi geri-zekalılığın ve gerizekalılaştırmanın en alçak seviyesinde tartışmalar sunulur. İnsanlar da kuram lafı etmekten korkar olur. İletişim fakültelerinde kuram dersleri kaldırılır ve birileri rahatlar. En yalın anlamıyla kuram düşünen insanın düşündüğüne ve yaptığına, düşünülene ve yapılana (ve yapılmayana) düşüncesini yansıtarak anlamaya çalışması, anlayarak gerekiyorsa düşünceyi ve pratiği tutması ve geliştirmesi veya gerekiyorsa düşünceyi ve pratiği değiştirmesi demektir. Bilgi üretimi üniversitelere ve kontrollü özel merkezlere taşındığında, kuram üretimi profesyonel bir iş oldu ve şimdi bu profesyonellik kuramsal açıklamaları siyasal ve endüstriyel yapıların çıkarı için yapılmaya başlandı. Bu yapışın bir yanı da kuramı geçersiz ilan eden açıklamalardır. Yani, akademisyen ve aydın denen maymunlar, kendi bireysel çıkarlarını ve endüstriyel ve bazı siyasal çıkarları desteklemek için sundukları kuram ve pratikle ilgili sunduklarında farkında olmadan söyledikleri (veya kurnazca sakladıkları) şudur: Düşünmeyi bırak, sana denileni ve senden isteneni yapmaya bak. Düşünme sana para kazandırmaz, ama bir görevi yerine getirme para kazandırır. Kitlelerin düşünmesi istenmiyor. Egemen yapılar zaten kendileri için düşünenleri, kuramlardan ve araştırmalardan hareket ederek endüstriyel ve siyasal egemenlikleri koruma ve geliştirme işini yapanları çok yüksek ücretlerle kiralamış durumdalar. Bu kiralık yapı dışında bilgi üretimi ve bilme egemen yapılar için ciddi tehlike potansiyeline sahiptir. Dolayısıyla kitlelerin (özellikle üniversite gençlerinin) ne ve nasıl düşüneceği kontrol edilmelidir. Okullarda kuram ile ilgili sunulan çarpıtma bu kontrol etme pratiğinin bir parçasıdır. Çarpıtmayı yapan aydın ve akademisyen denen kurnaz azınlığın bildiği ve aydın ve akademisyen denen aptal çoğunluğun bilmediği gerçek şudur: Kuram düşünceyi pratiğe yansıtmayla ilgilidir. Gerçeği açıklayamayan veya açıklamak istemeyen düşünce (ve kuram) hurafelerle, batıl inançlarla, teolojik hermeneutics ve onun günümüzdeki uzantıları ile, insanın örgütlü yaşam gerçeğinin bilinemeyeceğiyle, herkese göre değiştiğiyle, tarihin ve ideolojilerin son bulduğuyla, vücut diliyle, empati ile, etik ile ve benzeri konular ile ilgilenir ve insanların ilgilenmesini sağlar (sağlar, çünkü finans, güç ve çıkar destekleri olanakları ona bol bol sağlanır). Eğer maymun düşüncesini pratiğine yansıtabilseydi, binlerce yıldır her açıktığında muz almak için ağaca tırmanmazdı. Eğer insan ona diğer insanlar maymunlar ve insan maymunların insan maymun olarak kalması için her olası yola başvuranların öğrettiklerini ve bu yapı içinde öğrendiklerini soruşturma gereği duysaydı veya soruşturma gereği duyduğunda "önceden hazırlanmış ve yaygın dolaşıma sokulmuş yanıtlarla" kendini rahatlatma ve aksini söyleyenleri de gerektiğinde katletme işine katılmasaydı, düşüncesini düşündüğüne, inandığına, yaptığına ve yapmadığına, dolaşımda olan egemen düşüncelere, inançlara, duygulara, duyarlılıklara, yapılanlara ve yapılmayanlara pratiğe soruşturucu bir şekilde yansıtma gibi bir çabaya girseydi, dünya tüm canlılar için çok daha iyi ve sıhhatli bir dünya olurdu. Efendisi veya efendisinin çomazı "otur" diyor, oturuyorlar, "kalk" diyor kalkıyorlar, "vur" diyor vuruyorlar, "öldür" diyor öldürüyorlar. Bunun kuramı binlerce yıldır ince ince örülen ve ince ince işlenen ve pratiği ince ince destekleyen ve meşrulaştıran kuramlardır. Bu örmeler ve işlemeler olmasa veya çalışmasa, binlerce yıldır süregetirilen katliamlar, baskılar, hunharlıklar, yoksun ve yoksul bırakmalar, yoksul ve yoksun bırakılmışların kendilerine düşmanlığı ve kendi gibileri öldürmeleri asla gerçekleştirilemezdi. İnsanları kendilerini maddi olarak üretme olanaklarından yoksun bırakıp ardından bu koşullara boyun eğmesinin temel koşulu sadece yoksun bırakılmışların bir kısmını kiralayıp silahlandırmak ve yönetsel işlere koşmak değildir; yoksul ve yoksun bırakmanın, baskının ve işsizlik terörü gibi bir terörün yanında, o insanların beyninde, vicdanında ve bilincinde durumlarının ya tanrının bir lütfu veya isteği ya yaşamın, demokrasinin ve özgürlüğün bir kaçınılmazı ya da tanrının testi ve demokrasinin gereği olduğuna inanması/inandırılması gerekir. Bu da yaşam boyu öğretim ve öğrenimi oluşturan egemen biliş ve davranış yönetimi pratikleriyle olur. Aile, çevre, medya ve okul bu işi yapan en gözde yapılardır. Elbette toplumları ve insanları kuramlar, düşünceler, inançlar, hurafeler, saplantılar ve çeşitli normal görülen işlenmiş-psikolojik hastalıklar yönetmez. Ama toplumlar ve insanlar, örgütlenmiş üretim, dağıtım, bölüşüm ve tüketim pratiklerini bunları kullanılarak destekler ve yürütürler. |